BİR DUYGUSAL KARARSIZLIK HİKAYESİ: AMBİVALENTLER

Biri hakkında hangi duyguları hissettiğini kestiremediğin oluyor mu? Aynı gün içinde ondan hem nefret edip hem çok özlüyor musun? Cümlenin başında ona aşık olup sonunda ayrılmak mı istiyorsun? O zaman yalnız değilsin. Ambivalentlerle tanış. Buyursunlar…

 

Ne demek Ambivalent?

Yalan yok. Hepimizin içinde biraz var bu acayip kelimeden. Tam sözlük anlamı, “Duygusal Kararsız.” Halk arasında üstü ayrı, altı ayrı oynayan olarak adlandırılsa da insanlar ve ilişkiler arasında oldukça yaygın bir ruh hali. Eğer zıt duyguların, aynı anda, aynı kişi ve/veya olay için bir arada bulunması durumu varsa sen de bir ambivalentsin. Bu bir hastalık ya da rahatsızlık değil. Sadece ilişkisi hakkında ne yapacağını bilemeyen, partneri için karmaşık duygular besleyen insanları tanımlamak için kullanılan bir terim. Elbette ileri düzeylerde gözlemlendiğinde ve kronik hale geldiğinde, yani kişi o karmaşık duyguların içinden nasıl çıkacağını bilemeyip sıkıntılı bir ruh haline sürüklendiğinde terapistlerin ince ayarını yapacağı bir duygu hali de olabiliyor. Şimdi konumuz ilişkiler diye ben partner filan yazıyorum. Bu çoklu, zıt duygu durumu sadece sevgiliyle ya da eşle oluşan bir hal değil. Ebeveynle çocuklar arasında, hatta ülkeler arasında bile gözlemlenebilir. Mesela AB ile Türkiye arasındaki ilişki gibi…

Sorunun Cevabı “Bilmiyorum” Değil

Konu çok dağılmadan Goodtherapy.org’daki makalesinde British Columbia, Vancouver’dan uzman terapist Delyse Ledgard ambivalent durumu, “Bir soruya tüm hücrelerimle birlikte ‘Evet’i hissederken eğer “Hayır” cevabı ağzımdan çıkıyorsa ya da cevabım ‘Bilmiyorum’ oluyorsa o zaman ben ambivanlent bir duygu durumu yaşıyorum demektir” diyerek açıklıyor. “Bilmiyorum ya da fark etmez ifadelerinin artması ilişkilerde zaman içerisinde yığılmış bir çatışmaya neden oluyor. Eğer taraflar duygularındaki çeşitliliğin ve zıtlığın farkına varır ve bunu açıkça konuşabilirlerse ilişki deforme olmadan çözüme ulaşmış oluyorlar. Aksi takdirde ortaya, ‘Sudan sebep’ denilen pek çok kavgayla birlikte ayrılık aşamasına doğru gelen bir birliktelik çıkıyor.” Ledgard’ın söylediğine göre, idareten söylenen “Bilmiyorum” cevapları zaman içerisinde kişinin ilişki durumu ve hayatı hakkında sahip olduğu kontrolü kaybetmeye başladığını hissettiriyor. Hayatının kontrolü elinden çıktığını düşünen kişiler de ya kendini suçlayarak kendisinden kaçmaya çalışıyorlar ya da daha yaygın olarak partnerini suçlayarak ondan uzaklaşma eğiliminde oluyorlar. Eğer ambivalent ruh hali kronikleşirse ilişkiler ayrılığa sürükleniyorlar. Hatta daha da kötüsü, o hani bir türlü bitiremediğimiz, geceleri “Uyudun mu?” mesajlarıyla sürünen ve git-gellerle uzun bir süre hem bizi hem de başka partnerlerimizi hırpalayan “uzatmalı” ilişkilere dönüşüyorlar. Özetle Ledgard’a göre kararsız duygu durumunun ilişkiye zarar vermesini önlemenin iki temel yöntemi var. Bunlardan ilki kararsız olunan duygu durumlarında bunu karşı tarafla açık açık konuşmak ve tartışmadan kaçınmamak. Aksi takdirde bu kronik belirsizlik halleri uzun vadede kişiye ve ilişkiye zarar veriyor. Diğer bir yöntemse kararsız duygu halleri yaşarken ilişki hakkında herhangi bir karar vermemek. Eğer bir gün ayrılığı düşünüp ertesi gün düşünmüyorsanız o zaman “Tamam” ya da “Devam” demek konusunda kendinizi sıkıştırmayın. Sonrası yılan hikayesi biliyorsun işte…

Kadına Önyargının Ambivalent Halleri

Konu burada daha sosyal ve ilginç bir hale geliyor. Sosyal psikoloji uzmanları Peter Glick ve Susan Fiske duygusal kararsızlık sendromu olan ambivalentliğin önyargılarda da rahatça gözlemlenebildiğini söylüyorlar. Ambivalent seksizm denilen bu davranış biçimine en çok kadınlar üzerinde sabit olan önyargılarda rastlanıyor. Şöyle örnekleyebiliriz. Eğer bir kadına anne, yani çocuk doğuran, yetiştiren ve büyüten olarak saygı duyuyor ancak ortada bir çocuk yokken onu bir seks objesi olarak görüyorsanız o zaman siz bir Ambivalent Seksist’siniz. Eğer, “Kadınlar çok değerlidir. Bu yüzden erkeklerin korumasına ihtiyaçları vardır” diyorsanız o zaman gene Ambivalent Seksist’siniz. Değer verdiğiniz bir kadına, “O kendisini koruyamaz. Benim tarafımdan, benim cinslerime karşı korunması gerekir” diye cümleyi yeniden açabiliriz. Bir acayip oluyor değil mi? Yani hem değer verip hem de acıyan, altı, üstü ayrı oynayan bir cümle neticede. Glick ve Fiske’ye göre bu cümleler yüzeyde kadınlar için zararlı gibi görünmese de kişisel, profesyonel, politik ve sosyal düzeylerde, “Kadın güçsüzdür” algısını yerleştirecek bir önyargı tabanı içeriyorlar. 

Yanlış mı Doğru mu Köprüsünde Kaybolmak

2011 yılında, “Aşk ve Nefret; Yolun Kuralları; Giyilemeyen Duygular” makaleleriyle ses getirmiş olan Joseph Burgo, “Acaba yanlış karar mı veriyorum?” diye sürekli sorgulamanın da ambivalent ilişki ve ruh durumunu beslediğini söylüyor. Hatta uzun yıllar önce kendisi bu konuda terapi görürken, terapistinin ona söylediği şeylerden çok etkilenmiş: “Karar vermekle ilgili sorun şudur: Geri kalan tüm olasılıklardan vazgeçmeniz gerekir.” Yani, insanın en çok zorlandığı şey kendini tek bir kararla sınırlamak ve o kararın yeterince iyi olduğuna da karar vermek oluyor. Karar içinde karar, sanki inception. Sonuçta her şeyi ve herkesi istiyoruz değil mi? Hem de hemen! Ne yazık ki öyle bir dünya yok. “Her tercih edişin bir vazgeçiş olduğu” tontiş bir dünyada yaşıyoruz. Uzun lafın kısası dostlar kendinizi zorlayarak bir karar vermeniz ve ilişkinize zorla yön vermenize gerek yok. Öfkelendiğiniz şeylerin sevginizin bittiği anlamına geldiğini düşünmeyin. Sarkacın iki ucu var. Eğer birini çok seviyorsanız bir an onu çok sevmeyebilirsiniz. Zaten ilişki bunlarla yaşamayı öğrenmekten ibaret değil mi? Gel gelelim bu duygusal geçişleriniz arttıysa ve artık ne hissedeceğinizi bilmeyecek kronik bir noktaya geldiyseniz önce konuşmaya sonra da karar vermeye cesaretiniz olmalı. Hepimiz doğru, yanlış pek çok karar veriyoruz. Hepimizin gerçekleştiremediği hedefleri, pişman olduğu tercihleri var. Olacak da. Önemli olan Athena’nın “Kendi Yolumda” cover şarkısında dediği gibi “Benim güzel hatalarım var” diyebilecek maçaya sahip olmakta. Güzel hatalar ve kararlarla dolu ilişkileriniz olması dileğimle…

Yayınlandığı yer: Cosmopolitan Türkiye