Eğer Youtube veya Instagramdan buralara kadar geldiysen beni gerçekten merak etmişsin demektir. O zaman sana kendimi biraz daha detaylı anlatmama izin ver.

10 Eylül 1986 yılında İstanbul’da doğdum. İlkokulu Nurettin Teksan İlkokulunda, ortalama 80 kişilik bir sınıfta okudum. Ortada oturanlar rahat yazamadığı için her gün sıradaki yerlerimizi değiştirirdik. Ailemin beni böyle bir okula vermiş olmasının nedeni fakir olmamız değil, beni hem her kesimden insanla okutacak hem de yürüyerek okula kendim gidebilmemi teşvik edecek kadar entelektüel olmalarıydı. Tabii o dönemde devlet okullarındaki eğitimin bugünden çok daha kaliteli olması da cabası…

Güzel çocuktum ne yalan söyleyeyim…

Mahallede ağaca dalmalı, uzun eşek oynamalı bir süreçten sonra ilkokul sonunda gireceğim yerleştirme sınavında hiçbir başarı elde edemedim fakat sıkılarak çalışırken bolca kilo elde ettiğimi söyleyebilirim. Ailem de sağ olsun, “Çocuğun zekası yetmedi işte” diye muhtemelen içlerinden geçirerek beni hayatımda karşılaştığım en iyi eğitime ve en kaliteli insanlara sahip okul olan Özel Moda Koleji’ne kaydettiler. Orada abartısız konuşması, edebiyatı ve hikaye anlatımıyla mükemmel bir İngilizce, bolca da güzel arkadaş edindim ancak bu serüven okulun 2 yıl sonra batmasına kadar sürebildi. Sonrasında çil yavrusu gibi dağıldık ve ben tercihimi Özel Doğuş Koleji’nden yana kullandım. Bilirsiniz işte zengin ailelerin yaramaz çocuklarını gönderdiği o okullardan. Kalibresinin bana düşük gelmesi bende ufak bir aydınlanma yarattı. İyi bir okulda okumanın ne kadar önemli olduğunu anladım ve şansıma yeniden girebileceğim lise giriş sınavlarına çalışmaya başladım. Bu çalışma beni Saint Joseph Fransız Lisesi’ne kadar getirdi.

Şuna bak ya tombikspor. Ayakkabı bağlamak için yan yattığım ergenlik günlerim.

SJ’yi denk gelir garanti kupon olsun diye yazmadım. Ufacık tefecikten okuduğum ilk kitap Nutuk’tu, o gün bugündür memleketimi çok severim. Türkiye için bir şeyler yapmak isterim. İnsan ilişkilerim iyidir, topluluğa konuşmayı, hikaye anlatmayı, dinlenmeyi ve dinletmeyi severim. Rotamı Mekteb-i Mülkiye’ye çizdim. İki tercih yaptım. Birine Ankara Siyasal Bilgiler fakültesi, Uluslararası İlişkiler, diğerine de Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri yazdım. Bak bu garanti kupondu, ekonomisinde filan değil, siyasala girmesindeydim çünkü “Ben siyasete girmek istiyorum nereden başlayayım?” diye sorduğumda bana burayı işaret etmişlerdi. Nitekim SBF’den başladım Ankara macerama.

Mekteb-i Mülkiye’de ÇEKO’culara Amele derler. O yüzden kasket değil baret… Ey vatan göz yaşların, dinsin yetiştik çünkü biz.

Boş durmadım İspanyolca da öğrendim. Neticede amaç önce diplomat olmak, ardından siyasete atılmaktı. 4 yıl iktisattan sosyal psikolojiye, hukuktan sosyal politikaya Türkiye’nin eşsiz hocalardan kadim bir formasyon aldım. Para kazanmak için biraz tarot falı baktım. Bu sırada insan okumaya alıştım. Bol bol kitap okudum. Kantinde, kingde, batakta ve sokakta güzel dostlar edindim fakat siyasetin de memuriyetin de bana göre olmadığına karar verdim. Kısa bir süre varoluşsal depresyon, biraz da yönünü kaybetmişlik ve kaybolmuşluk yaşayıp Kadıköy Life Dergisi’nde işe başladım.

Gözler kalbin aynası derler. Benim kalbim çizgiyse demek…

Yazmak zaten çocukluktan beri hem tutkum hem de yetenekli olduğum bir alandı. Biraz da para kazandırmaya başlayınca bana amaç oldu. “Hem insanlara hikaye anlatırım hem de kendim olabilirim” dedim. İşin mutfağı kadar teorisini de öğreneyim diye Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri’nde yüksek lisans yaptım. Erkan Saka, Ferhat Boratav, Tuna Erdem, Halil Nalçaoğlu, rahmetli Celil Oker gibi kendi alanının en iyilerinden ders aldım. Sofralarında oturdum. Bilgi Üniversitesi’nin altın çağıydı. Hepsinin çok faydasını gördüm. Buradan sonra biraz hareketleniyor.

‘Ya hocam, o katlandığınız cıvık ama gururlu genç mezun oldu’ yürüyüşü…

Tüm bunlar olurken Men’s Health dergisinde editör olarak başladım. Pırıl pırıl bir ekip, baskı dergiciliğin düşüşe geçtiği, dijitalin yeni yükseldiği dönemdi. Sosyal medyasını da ben yönetiyordum. Gezilerine de gidiyordum. Çok parası yoktu ama misti, hoştu. Bir yandan da yüksek lisansa gidiyordum akşamları. Projeliydi. Bitirme projem de bir TV Belgeseli hazırlamaktı. Daha ortada hiçbir şey yok tabii. CNN Türk’te Güne Merhaba Hafta Sonu programında staja başladım. Programda koordinatörlük, çay getir-götürcülük, konuk karşılama, sosyal medyasına güzel yerlerini koyma işleri yaptım. Tam randımanlı bir stajdı. Şöyle bir resim çizeyim sana. Hafta içi Maya Medya’ya Şişli’ye gidiyorum. Akşam Balat’a yüksek lisans derslerine giderken sınavlara çalışıyorum. Hafta sonu sabah 06:00’dan 14:00’a kadar da İkitelli’ye CNN Türk’e gidiyorum. Kafa patates ama meşgul olması o kadar güzeldi ki. Arayı kapatmaya çalışıyordum resmen. Bu sırada ekran önünde olmak istediğime karar verdim. Sadece yazmak yeterince tatmin etmiyordu.

Yazmak, gezmek, deneyimlemek ve anlatmak en büyük 4 tutkum.

Saint Joseph’ten arkadaşım Zafer Yılmaz o sıralar Akustikhane programını yapıyordu. Kaliteli, gürültüden uzak bir müzik programı. Biraz flört, biraz yardıma gittim geldim derken kendimi bu sefer programın yemeklerini yaparken, bir yandan reklam yolları ararken buldum. CNN Türk’ten ayrıldım. Men’s Health’i bıraktım. Burada Bi’ Zamanlar isimli bir gençlik, geyik, nostalji programı hazırladık ve TV8’de izleyenlerle buluşturduk. Zamanın ötesinde, 30 dakikalık bir formatı hem hazırlayıp hem de sunarak TV8’de yayınlatabilmek hayatımda en gurur duyduğum şeylerden biridir gerçekten. Program Pazar 14:00’da yayınlandığı için bence hak ettiği değeri görmedi. Yine de henüz sosyal medya yeni peydah olmuşken bu derece Youtube tarzı açık kafalı bir iş yapmış olmayı yıllar geçse de övünerek anlatacağım. Benzeri görülmemiş bir ekip çalışmasıydı. Eğer bu satırları okuyan varsa teşekkür ederim arkadaşlar. Her neyse böylece Yüksek Lisans tezim böylece tamamladı, üstüne yıllar sürecek bir ajans kurma, her türlü reklam, içerik üretimi gibi faaliyetlerinde bulunma gibi yeni yollar başladı.

Eee cnm sen de mi içerik üretmekten hoşlanıyorsun?

12 Yapım Reklam ve Danışmanlık‘ta “İçerik üretme makinesi ayağınıza geldi. 5 dakikada yazılır. Hemen teslim edilir” felsefesiyle sektörde irili ufaklı pek çok markaya reklam projeleri yazdım. Sosyal medyayı enine boyuna öğrendim. TV formatları ürettim. Reklam metinleri yazdım. Kimisinde oynadım, kimisini seslendirdim, kurguladım. “Yapımcılık, asistanlık, yazarlık ne iş olsa yaparım abi” dönemlerinde bol bol deneyim kazandım. Sonuçta dükkan bizim. Ne kadar ekmek, o kadar köfte… Patronun olmamasını tercih ediyorsan, hayatında uzun saatlerden vazgeçiyorsun demektir. Yaşayarak öğrendim.

Yine kaliteli ve yaratıcı bir işi, hızlı ve düşük bütçeyle yapmaya çalıştığımız günlerden biri…

Zaten yeterince dolu değilmiş hayatım gibi bir de Cosmopolitan dergisinde ilişkiler ve seyahat üzerine yazmaya başladım. O da 8 yıl sürecek harika bir yolculuktu. Men’s Health’te yazarken, “Bir gün Türkiye’nin en çok satan erkek ve kadın dergisinde yazacağım” diye hayal kurardım. İlk yarısını gerçekleştirmiş oldum. TV8’de yaptığım program bitince de askere gittim. 2 senedir 1 gün bile tatil yapmamıştım. Kafam şişmişti. Tatilimi hızlandırılmış bir Türkiye kursu alarak yapmayı tercih ettim. Bence herkes gitmeli. Paha biçilmez bir deneyim. Nereye gitsem oraya adapte olmak en sevdiğim oyun. Askerden de beni 3 takdirle erken uğurladılar sağ olsunlar. Neredeyse tezkere bırakıyordum o kadar sevdim ne yalan söyleyeyim. Bir yandan dergi ve reklam metinlerini de yazmaya devam ettiğim için daha da yapardım açıkçası. (O kadar değil şaka şaka) Döndüğümde Youtube iyice hayatımıza girmişti. Instagram da merkezine oturmuştu. Ben de yeni formatlarımı buralara üretmeye, başladım. İlk başarılı olanı Türkiye’de ilk kez büyük bütçelerle yapılan Grundig’in Ruhun Doysun projesiydi. Baştan sonra yazmak ve hayat bulduğunu görmek, üstüne bir de ödül almak beni Youtube konusuna aşırı yükseltti.

Bu işler #inceişler

Zaten uzun yıllardır ilişkiler ve cinsellik üzerine okuyordum, araştırıyordum, yazıyordum. Konuşulmaya pek de cesaret edilemeyen de bir konuydu. Ben de İnce İşler diye bir Youtube kanalı kurdum. İlişkiler ve cinsellik hakkındaki bilgilerimi, sosyoloji, psikoloji, tarih ve mitolojiyle birleştirip orijinal bir format yarattım. Başta zorlansam da sonra hem insanların önyargısını kaldırıp derdimi anlattım. Çok da keyif aldım. Hala da alıyorum ve “iyi ki yapmışım” diyorum. Beni en çok geliştiren işlerimden biridir. Gelişmek de öyle bir şeydir ki öğrendikçe ne kadar cahil olduğunu anlarsın. Okudukça ne kadar bilmediğini, yaptıkça ne kadar daha çok yapman gerektiğini anlarsın. Yapmadıkça da paslanırsın. Ben de gündeme dair kaslarım erimesin diye İndigo dergisinde eleştiri yazıları yazdım. En çok zevk aldığım yazılar bunlar galiba. Özellikle ilk yazılarım.

Bir şeyler öğrendikçe ne kadar çok bilmediğini anlayan cehaletime gülüyorum.

Son haber, şimdilerde Cosmopolitan Dergisi’nden GQ Dergisi‘ne transfer oldum. Türkiye’nin en çok satan erkek dergisinde yazıyorum. Böylece dergicilik alanındaki hayalimin ikinci yarısını da galibiyetle kapatmış bulunuyorum. GQ’da bir yandan da podcast yayınları yapmaya devam ediyorum. Son projemse GAIN’de yayınlanan Özelden Yürüyenler isminde bir whatsapp dizisi konsepti. Hem yazıyorum hem de bir karaktere can veriyorum. Bir yandan da sosyoloji bölümünü bitirmeye uğraşıyorum. Amacım davranış bilimleri üzerine doktora yapmak. Sanırım beynimi doldurma mücadelem hiçbir zaman bitmeyecek. Şimdi tam anlamıyla kendime bir “Hikaye Anlatıcısı” diyorum. Bunu bulmak 35 yılımı aldı. Ben insanlara yazılı, sözlü, görsel, işitsel fark etmez, bir şeyler anlatmayı seviyorum. Program, tören sunuculuğu, reklam metni, dergi yazısı, iletişim stratejisi, seslendirmesi, oyunculuğu hangi alan olursa olsun karşımdaki bir topluluğa kendini iyi hissettirmek, dinlenilmek, onlara fikir verebilmek, içerik üretmek, birilerinin hayatına dokunabilmek en büyük tutkum. Böyle kendimi yazınca da aşırı narsist buluyorum ama çok zevkli. Bu satıra kadar geldiysen beni gerçekten merak ediyormuşsun demek ki. Bunun için sana ayrıca teşekkür ederim. Sağlıcakla kal. Sevgiler.

Bir de yayınlanmayan TED konuşmam var onu ayrıca anlatırım.